Ara 25

Martılarsa Saatte Yüz On Kilometreye Ulaştılar

Martılar saatte kaç kilometre hız yapıyor acaba? Bununla ilgili bir kitap okumadım. Bununla ilgili bir film bile izlemedim. Hiçbir fikrim yok. Az önce göz ucuyla kapüşonumu gördüm; köpek sandım. Bazen böyle küçük şeylerden korkabiliyorum. Senin gitmenden korktuğum gibi. Ama bu küçük bir şey değil. Şarkılar diyorum… Bir şarkı başka bir şarkıya ilham kaynağı olabiliyorsa; bir insan da başka bir insana ilham kaynağı olabilir elbet. Okunmayan bir kitap düşün. Okunmayan şiirler kadar yalnız. Okunmayan her masal bana yabancı. Yolların yabancısı sayılmam ama. Bu yollar tanıdık. Gittikçe alıştım yollara. Ne diyor şarkıda, “Şimdi seni arıyorum… Ya da sana benzer birini.” Birbirine benzeyen yabancıları aramakla geçti ömür. Herkes birbirine benzer. Kimse sana benzemez. Hep böyle olur zaten, dizilerde falan. Aradığımızı da hiçbir zaman bulamayız. Artık annem bile yerini bilmiyor kaybettiklerimin. Ben pek çok şey kaybettim. Yolumu kaybetmedim, o hariç. İnsan yolunu şaşarsa, yaşamı da şaşar. Şaşmaması için yaşamın, yolumu şaşmadım. Yaşım… Henüz bu konuda konuşup hüzünlenmeye hazır değilim. Bir bakacaksın “Yaş otuz beş, yolun yarısı.” Bir bakacaksın altmış olmuşsun, bir trafik kazasında ön camdan fırlamazsan ya da erken teşhis konulamayan bir kanser türüne yakalanmazsan. Neyse ki bunlar altmış yaşından sonra konuşulacak şeyler. Biz şimdiye dönelim. Geçmişe dönmeyelim. Geçmiş, geçmiş. Martılar hala hızla uçuyorlar. Bir keresinde bir arkadaşıma kuşlardan hoşlanmadığımı söylemiştim. O da bana, kuşların özgürlüklerini kıskandığımı söylemişti. Elbette hoşlanmadığımız şeylerin bir açıklaması olmalı. Babasıyla arası iyi olan kızları da kıskanırım. Kıskandıklarımızın da bir sebebi var. Annem hep der ki: “Bana mantıklı bir sebep söyle, kabul edeyim.” Bazı şeyleri kabullenmek için sebepler aramamız bundan. Şimdi gidersen, sebepler aramam bundan olur. Sanki duyulan acıları hafifletiyormuş gibi. Onun için gitme. Gitme de sebepler aramak zorunda kalmayayım. Dedim ya, artık annem bile yerini bilmiyor kaybettiklerimin. Martılarsa çığlık çığlığa. Sanırım saatte yüz on kilometreye ulaştılar.

Ara 19

Sevmek, Yeni Yıl Işıklarından Daha Saçma Değil

Yüzüme çarpan yağmur damlaları pek rahatsız edici değil.

Yine de yağmurda ıslanmayı sevmem.

İmkanım olsa eve de girmem;

Böyle amaçsızca sokaklarda dolanmayalı epey olmuş.

Rüzgarı tenimde hissetmeyi özlemişim,

Birinin beni sevmesini özlediğim gibi.

Aslında yaptığımız şey yeni yıl ışıklarından daha saçma değil.

Sevmekten bahsediyorum, bu soğukta aklıma geldi.

Daha önce şarap için şiir yazmıştım;

Bir başkası için, hatta daha başka biri için de yazmıştım.

Hayatıma hoş geldin.

Bundan sonra şiirlerim senin olsun.

Duydum ki, sen de yağmurda ıslanmayı sevmiyormuşsun.

Bütün aşıklar yağmur altında yürümek zorunda değil.

Bu yeni yıl ışıkları sence de saçma değil mi?

Ama kabul etmek lazım, büyülendim.

Neyse, alışırız zamanla her şeye.

Işıklara ve birbirimize.

Hem, içimi karartan havadır belki.

Yoksa bunlar aklım karışık olduğundan değil.

Bakma ben pek severim aslında papatyaları.

Oysa papatyalar yok diye bunca hüzün.

Bazen böyle olur işte, bana katlanacağına söz verdin.

Yeni yıl ışıklarını söndürmesinler sevgilim.

Tekrar hayatıma hoş geldin.

Kas 07

zerzele-deactivated20130207 sordu: Karabük'e gezi amaçlı mı geldin ? yoksa burdamısın merak ettim açıkçası karabükde tumblr kullan olduğundan şüpheliydim şaşırdım ... :S

İzmir’de yaşıyorum ben, anneannemleri ziyarete gelmiştim :)

Kas 06

zerzele-deactivated20130207 sordu: Yazı bloğu görmek çok sevindirici,güzel bir blogun var :)

Çok teşekkür ederim, bunu duyduğuma sevindim :)

Kas 02

Gel ve Yık Tabuları(mı)

Keşke tabuları yıkabilseydik. 

Sevişmenin ayıbını görmemezlikten gelebilseydik,

Bir ölüyü sevmeyi anlayışla karşılayabilseydik,

Bazen keşke tutkuyla bağlanabilseydik.

Gece hüzün dolu diye perdeleri kapalı yaşayan insanlara yıldızları gösteremedim.

Kendinden emin olamadığı için beni sevemeyen ona asla kızamadım.

Ben tabuları yıkamadım.

Ama keşke tabuları yıkabilseydik.

Gecenin asla tam olarak karanlık olmadığını gösterebilseydik,

Sevmeyi öğretebilseydik.

Bir yeniyi, bir eskiye değişemedim.

Birini sevdim, birini sevemedim.

Sevmeyi beceremeyenin akıntısına kapıldım.

Sular durulup eller çekilince sevmesini unuttum.

Dokundum, benim olmayana.

Benim olmayan, gözlerden çok uzakta.

Keşke tabularımı yıkabilseydim.

Yanımda duranı sevebilseydim,

Doğru olanı görebilseydim.

Bazen keşke başarabilseydim.

Keşke tabularını yıkabilseydik onların.

Geçmişimin ve geleceğimin.

Birine gitmesini gerektiğini öğretebilseydim,

Diğerine gelmesi gerektiğini.

Unutabilseydim gideni, 

Geleni bekleyebilseydim.

Bazen keşke tabularını yıkabilseydik sevdiklerimin.

Keşke sevebilseydik.

Ek 22

Yağmurlar da Gider, Onun Gibi

Boş parklar gibi bu yağmurda.

Gök gürültüsünden korkup annesinin kucağına yetişmeye çalışan çocuk gibi…

Telaşlı.

Uluyan köpekler ve siyah şemsiyeler…

Bir genç yağmurda yürüyor.

Genç, bu yağmurda, yalnızlığıyla yürüyor.

Ellerim bu satırları yazıyor.

Ah, kalbim bu satırları yazıyor.

Kalbim kanlı yaşlar saçıyor.

Gözlerimin yaşlarını bulutlar saklıyor.

Durup yavru bir kediyi sevdim bu yağmurda.

Bu yağmurda, içimde hala güzel duygular var.

Yine de acıları su üstüne çıkarıyor yağmur.

Yağmur, geçmişi ıslatıyor; yazdıklarım siliniyor.

Bu yağmur kaç bin acıya bedel oluyor?

Kaç bin şarkı, yağmur yüzünden yazılıyor?

Bu aşk kaç yağmur daha görecek?

Kaç sonbahar devam edecek bu aşk?

Kaç yıl daha yağmur gibi akıp gidecek?

Gidecek yine o.

Gitmek için gelmek gerek.

Gelirse, gidecek.

Bu yağmurlar da onun gibi hep gidecek.

Ek 04

İzlenmesi gereken oyunlar, görülmesi gereken fotoğraflar…

İzlenmesi gereken oyunlar, görülmesi gereken fotoğraflar…

Ey 29

Tanrı Onu Bir Defa Yoluma Çıkardı Ama; Neden Defalarca Karşıma Çıkarıyor, Bilmiyorum

Bir Cumartesi gecesini, şehrin kalabalık, meşhur sokaklarında geçirmek için can atıyorsanız; tüm karşılaşma ihtimallerini göz önüne alıyorsanız; bu ihtimallerden ötürü çekiniyor ama; yine de gidip en işlek kafelerden birine oturuyorsanız; içinizde biten şeyler vardır elbet. İçinizde biten şeylerin yanında, asla tam olarak silemezsiniz de. Dahası, adam yerine koyarsınız onu. Derken, tabi ki hikayenin devamında tahmin edileceği üzere; karşıdan size doğru gelir. O an, her şeyi -selamlaşmayı, bakışmayı, gülümsemeyi- saniyeler içinde aklınızdan geçirirsiniz. Ama yine kendiliğinden gelişir hepsi. Kendiliğinden gelişir ve bir bakarsınız ki; size göz ucuyla anlamını çözemediğiniz bir bakış atıp yanınızdan kaçar gibi uzaklaşır. İşte silmediğiniz ama düşünmeyi bıraktığınız o insan, sizi düşünmeye teşvik eder o saniye. 

Düşündüm…

Bir yerlerde hata yapmış olmalıyım… Ya da en büyük hatayı o yaptı. Bilemiyorum. Bu karşılaşmalar canımı sıkmaya başladı. Aynı sokaklardan geçip birbirimizi görmediğimiz ayların acısını çıkarıyor gibi hayat; üstelik her şey bittikten sonra. Bana “Bir gün karşılaşırsak ne olacak?” diye sormuştu; bilmediğimi söylemiştim. Hala bilmiyorum. İlkinde merhaba dedi bana, yalnızca merhaba. Biten şeylerden sonra merhaba denmez ama; o, merhaba demişti. İkincisinde de… Bu üçüncü oldu sanırım; baktı geçti. Bakıp geçiyorum ben de; ona, yaşantılara, yaşanacaklara…

Ey 22

Kaçar Gider 121

Durağa doğru adım adım ilerlerken hızla…

Kaçar gider 121.

Sadece iki dakikayla, daha fazla bozukluk vermek zorunda kalırsın.

Acelen kalmamıştır yetişmek için 121’e.

Minibüs gelir uzaktan.

Minibüse binersin; yolculuk, çarşı.

Ara sokaklar ve geliri düşük mahalleler…

Birkaç gecekondu ve üstü başı kirli serseriler…

Otobüs değil bu; minibüs.

Sahil yolunu izlemez.

Dar ve köhne yollardan geçer.

Yolcusuna deniz manzarası izlettirmez.

İnsan manzaraları seçer.

Köşeden geçerken bir kadın vardır orada;

Karşıya geçmek için bekler minibüsü.

Sürmüş kırmızı ruju, giymiş kısacık şortu, baya bir süslü.

Kim bilir aynı gün, kaç minibüs şoförü geçirir içinden;

Evde kendisine köle yaptığı karısının, köşedeki kadın gibi olmasını.

Kaç delikanlı geçirmiştir elinden kadın…

Kaç delikanlı o dar ve köhne yollarda,

Birbirlerini öldüresiye pataklamışlardır, kim bilir?

Bir düz lisenin önünden geçer minibüs.

Öğrenci dedikerin, öğrenci olduklarına bin şahit isterler;

Bahçe kapısında dikilip; sigara tüttürürler.

Geleceklerini tüketirler aynı zamanda.

Sen bilirsin de, onlar bilmezler.

Minibüs arada yolcu alır; yolcular arada minibüsü terk ederler.

Çarşı, son durak.

Aynı koltukta sonuna kadar oturursun sen;

Dar ve köhne yolları izlemek için.

Yollar bitmez ya; bitmez, minibüsün yolu bitse de senin yolun.

E otobüs değil bu; çarşının başında değil; sonunda koyar seni.

Çarşının başına kadar yürürsün sen.

İnsanlar üstüne üstüne gelir; kaçarsın.

Durup da hayattan farkı ne diye düşünürsen;

Anlarsın…

Senin hayatın tıpkı bir minibüs yolculuğu.

Otobüs kullanacak kadar şanslı değilsin.

Dar ve köhne yollardan, zorlu şartlardan geçersin.

Sevdiğini ayartan kadınlardan,

Seni korkutan mahalle delikanlılarından kaçarsın.

Okumak zorundasın…

Nasıl bir öğrenci olacağını seçmek senin elinde.

Her türlü engeli aşarsın da; yolun sonuna gelirsin,

Üstüne gelir insanlar…

Kaçıp kurtulmak senin elinde.

Delip geçersen insanları, varabilirsen gideceğin yere…

Tüm dünya artık senin ellerinde.

Ey 16

Hep hatırla beni.

Düşünmeden geçirdiğin tek bir anın olmasın.

Seni düşünmeden geçirdiğim tek bir an olmasın.

Şiirler yazalım birbirimize.

Sen şiirlerinde öyle bir anlat ki beni; ben bile kendimi tanıyamayayım.

Benim şiirlerimse dünya üzerindeki en narin adama adanmış edası versin.

Her mısranın sonuna adını kondurayım; herkes kıskansın.

Mektup yaz bana.

Hatta arada kartpostal gönder.

Gezdiğin yerlerden bahset.

Okuduğun kitaplardan söz et.

Öyle bir yaz ki bana; okumaya doyamayayım.

Ardından bir tükenmez kalem alıp elime, tükenene kadar cevap yazayım.

Kavuştuğumuzda sevişelim; durmadan sevişelim. 

Yorulduğumuzda sarılalım.

Eski zamanlarda uyanalım; bir plak çalsın arka fonda…

İnceden Zeki Müren çalınsın kulaklarımıza:

"Elbet bir gün buluşacağız…

Bu böyle yarım kalmayacak.”

Ayrı kalıp uzaklara düştüğümüzde düşleyelim; birbirimizi düşleyelim.

Özlemi hissedelim.

Hep hatırla beni.

Sonra…

Beni hatırladığı unut; unuttuğunu unut.

Öyle bir sev ki beni; seni öyle seveyim.