Mayıs 08

Yazmak

Yazmak hiç olmadığı kadar zor şimdi. Havalar pek sıcak. Bu sıcakta insanın yaşayası bile gelmiyor. Kuyruğunu peşine takıp ağaç gölgelerinde yaşamaya çalışan köpeklerden farkımız yok. Her yer ıslak. Her yer buram buram ter. Otobüsler havasız. İçim daralıyor; içimi havalandırmak lazım. Serinlemek için gölgelere ihtiyaç var. Yazmak içinse sessizliğe ihtiyaç var. Biri aklımı sustursun. Hoş, gönül sözüyle de yazma niyetinde değilim. Dedim ya, bu sıcakta, yaşama niyetinde bile değilim.

Mayıs 04

Sabah çöp atacağım; çöp kutusunun kapağından düştü bu kağıt parçası. Böyle şeyler kitaplarda olur sanıyordum…

Sabah çöp atacağım; çöp kutusunun kapağından düştü bu kağıt parçası. Böyle şeyler kitaplarda olur sanıyordum…

Şub 28

Şubat Sabahı, Herkes Aldandı

Bir Şubat sabahı, herkes aldandı.

Ben aldandım, o aldandı.

Papatyalar da güneşe aldandılar.

Açtılar ama hala kış var.

Bir yerlerde hep kış var.

Beyaz karlar yağıyor orada.

Hala umutlar var güneşle açan.

Bir bilse…

Ah bir bilse kabuk tutar yaralar.

Karlar erimez. 

Karlar yağar.

Bir tutam kızılımsı saç.

En sevdiğim mavi bile acı verir.

Bir bilse…

Her acının farklı bir rengi var.

Geceler yalnızlar için, geceler aşıklar için.

Geceler kara. 

Her gecenin farklı bir gerçeği var.

Dilimin ucunda şeker tadı,

Bir de birikmiş birkaç cümle var.

Gittiğimizden daha ötesi değil yaşamımız.

Bir adım,

İki adım, üç adım…

Her adımda biraz daha uzaklaştım.

Gittiğimden daha ötesi değilim ben.

Bir bilse…

Ah bir bilse…

Bir soğuk Şubat sabahına aldandım.

Oc 20

Kelimelerimi Sende Tükettim

Bu kaçıncı yokuş, çıktığım aşk yalanıyla?

Bu kaçıncı kalp sıkışması?

Kaçıncıdır çarpıntılarım var…

Kelimelerim yok çocuk.

Kelimelerimi sende tükettim.

Sen iyi bilirsin konuşmadan anlaşmayı.

Zaten bir sen bilirsin o anı.

O anda konuşanın kelimeler olmadığını en iyi sen bilirsin. 

Vücudundaki yanma hissini alkole mi bağlarsın?

O dokunduğun, tenimdi.

Şu kulağımda çınlayan senin sesin değildir de nedir?

Oysa ben sustum. Konuşursam büyüsü bozulur sandım.

Korktum. Gözlerimi kapatmalarım bundandı. Geçer sandım. 

Kaç şiir yazarsam tarif edebilirim bunu?

Kaç şiir yazarsam anlatabilirim?

Ya da boş ver, sen zaten anlarsın beni.

Sen de oradaydın çocuk.

Orada, sol göğsümün çevresinde.

Sen oraya dokundun.

Öyleyse, artık biziz.

Tam anlamıyla, biziz çocuk.

Bilirim, o söndürdüğün son sigara değildir.

Daha tütecek nice dumanlar var.

Nice zehirleneceklerimiz bekler bizi.

O vakit, yak sigaranı; birlikte susalım.

Kelimelerin sonu geldi.

Oc 16

Emrah Serbes, Hikayem Paramparça

Emrah Serbes, Hikayem Paramparça

Ara 25

Martılarsa Saatte Yüz On Kilometreye Ulaştılar

Martılar saatte kaç kilometre hız yapıyor acaba? Bununla ilgili bir kitap okumadım. Bununla ilgili bir film bile izlemedim. Hiçbir fikrim yok. Az önce göz ucuyla kapüşonumu gördüm; köpek sandım. Bazen böyle küçük şeylerden korkabiliyorum. Senin gitmenden korktuğum gibi. Ama bu küçük bir şey değil. Şarkılar diyorum… Bir şarkı başka bir şarkıya ilham kaynağı olabiliyorsa; bir insan da başka bir insana ilham kaynağı olabilir elbet. Okunmayan bir kitap düşün. Okunmayan şiirler kadar yalnız. Okunmayan her masal bana yabancı. Yolların yabancısı sayılmam ama. Bu yollar tanıdık. Gittikçe alıştım yollara. Ne diyor şarkıda, “Şimdi seni arıyorum… Ya da sana benzer birini.” Birbirine benzeyen yabancıları aramakla geçti ömür. Herkes birbirine benzer. Kimse sana benzemez. Hep böyle olur zaten, dizilerde falan. Aradığımızı da hiçbir zaman bulamayız. Artık annem bile yerini bilmiyor kaybettiklerimin. Ben pek çok şey kaybettim. Yolumu kaybetmedim, o hariç. İnsan yolunu şaşarsa, yaşamı da şaşar. Şaşmaması için yaşamın, yolumu şaşmadım. Yaşım… Henüz bu konuda konuşup hüzünlenmeye hazır değilim. Bir bakacaksın “Yaş otuz beş, yolun yarısı.” Bir bakacaksın altmış olmuşsun, bir trafik kazasında ön camdan fırlamazsan ya da erken teşhis konulamayan bir kanser türüne yakalanmazsan. Neyse ki bunlar altmış yaşından sonra konuşulacak şeyler. Biz şimdiye dönelim. Geçmişe dönmeyelim. Geçmiş, geçmiş. Martılar hala hızla uçuyorlar. Bir keresinde bir arkadaşıma kuşlardan hoşlanmadığımı söylemiştim. O da bana, kuşların özgürlüklerini kıskandığımı söylemişti. Elbette hoşlanmadığımız şeylerin bir açıklaması olmalı. Babasıyla arası iyi olan kızları da kıskanırım. Kıskandıklarımızın da bir sebebi var. Annem hep der ki: “Bana mantıklı bir sebep söyle, kabul edeyim.” Bazı şeyleri kabullenmek için sebepler aramamız bundan. Şimdi gidersen, sebepler aramam bundan olur. Sanki duyulan acıları hafifletiyormuş gibi. Onun için gitme. Gitme de sebepler aramak zorunda kalmayayım. Dedim ya, artık annem bile yerini bilmiyor kaybettiklerimin. Martılarsa çığlık çığlığa. Sanırım saatte yüz on kilometreye ulaştılar.

Ara 19

Sevmek, Yeni Yıl Işıklarından Daha Saçma Değil

Yüzüme çarpan yağmur damlaları pek rahatsız edici değil.

Yine de yağmurda ıslanmayı sevmem.

İmkanım olsa eve de girmem;

Böyle amaçsızca sokaklarda dolanmayalı epey olmuş.

Rüzgarı tenimde hissetmeyi özlemişim,

Birinin beni sevmesini özlediğim gibi.

Aslında yaptığımız şey yeni yıl ışıklarından daha saçma değil.

Sevmekten bahsediyorum, bu soğukta aklıma geldi.

Daha önce şarap için şiir yazmıştım;

Bir başkası için, hatta daha başka biri için de yazmıştım.

Hayatıma hoş geldin.

Bundan sonra şiirlerim senin olsun.

Duydum ki, sen de yağmurda ıslanmayı sevmiyormuşsun.

Bütün aşıklar yağmur altında yürümek zorunda değil.

Bu yeni yıl ışıkları sence de saçma değil mi?

Ama kabul etmek lazım, büyülendim.

Neyse, alışırız zamanla her şeye.

Işıklara ve birbirimize.

Hem, içimi karartan havadır belki.

Yoksa bunlar aklım karışık olduğundan değil.

Bakma ben pek severim aslında papatyaları.

Oysa papatyalar yok diye bunca hüzün.

Bazen böyle olur işte, bana katlanacağına söz verdin.

Yeni yıl ışıklarını söndürmesinler sevgilim.

Tekrar hayatıma hoş geldin.

Kas 07

zerzele-deactivated20130207 sordu: Karabük'e gezi amaçlı mı geldin ? yoksa burdamısın merak ettim açıkçası karabükde tumblr kullan olduğundan şüpheliydim şaşırdım ... :S

İzmir’de yaşıyorum ben, anneannemleri ziyarete gelmiştim :)

Kas 06

zerzele-deactivated20130207 sordu: Yazı bloğu görmek çok sevindirici,güzel bir blogun var :)

Çok teşekkür ederim, bunu duyduğuma sevindim :)

Kas 02

Gel ve Yık Tabuları(mı)

Keşke tabuları yıkabilseydik. 

Sevişmenin ayıbını görmemezlikten gelebilseydik,

Bir ölüyü sevmeyi anlayışla karşılayabilseydik,

Bazen keşke tutkuyla bağlanabilseydik.

Gece hüzün dolu diye perdeleri kapalı yaşayan insanlara yıldızları gösteremedim.

Kendinden emin olamadığı için beni sevemeyen ona asla kızamadım.

Ben tabuları yıkamadım.

Ama keşke tabuları yıkabilseydik.

Gecenin asla tam olarak karanlık olmadığını gösterebilseydik,

Sevmeyi öğretebilseydik.

Bir yeniyi, bir eskiye değişemedim.

Birini sevdim, birini sevemedim.

Sevmeyi beceremeyenin akıntısına kapıldım.

Sular durulup eller çekilince sevmesini unuttum.

Dokundum, benim olmayana.

Benim olmayan, gözlerden çok uzakta.

Keşke tabularımı yıkabilseydim.

Yanımda duranı sevebilseydim,

Doğru olanı görebilseydim.

Bazen keşke başarabilseydim.

Keşke tabularını yıkabilseydik onların.

Geçmişimin ve geleceğimin.

Birine gitmesini gerektiğini öğretebilseydim,

Diğerine gelmesi gerektiğini.

Unutabilseydim gideni, 

Geleni bekleyebilseydim.

Bazen keşke tabularını yıkabilseydik sevdiklerimin.

Keşke sevebilseydik.