Şüphesiz ki; kalbin kırıklıkları, güneşin batmışlığından çok. Üstelik güneşin batışı kadar da anlamsız. Güneşin batışını sevdiğiyle izleyemeyenler için; önemsiz de. Çünkü bizler için güneş batmaz. Çünkü bizler için; güneş batarsa umutlar da batar. Kesin olarak, şunu söyleyebilirim: Bir dayanağa ihtiyacımız var; ki o da bizden çok uzaklarda.
Gözardı edilmeyecek kadar büyük değişimler geçirir insanlar. Halbuki, “İnsan ne kadar değişirse değişsin, içinde hep kendisine ait kalıntıları vardır.” diyen de bir insan değil miydi? Bunu diyen insan değişti. Ben değiştim. O, çok değişti. Peki değişim bizi neden üçüncü sınıf insanlar haline getiriyor?
Taraflardan biri hep değişir. “Ben değiştim.” Sen değiştin, çünkü sen asla kendin olamadın. Sen hep kaybedensin. “O değişti.” Çünkü o asla kendisi olamadı. Çünkü o kararsızdı ve titrek, narin bir yavrudan farkı yoktu. En sevdiğim, değişti. İçinde, asla geri gelmeyecek bir o var. İçinde, asla geri gelmeyecek olan “o”nu seviyorum ben aslında.
Kahve fincanlarında onu arıyorum; sokaklarda onu arıyorum. Oysa bildiğim halde göremediğim tek şey, onun yalnızca onun içinde olduğu. Değiştiğine üzülüyor mu, bilmiyorum. Ama değişmesine en çok ben üzülüyorum. Gittiği ve bittiği için değil… Sanki her an biraz daha dibe batıyormuş gibi. Hiçbir şey umurumda değil gibi. Canımı yakıyor. Değer veriyorsunuz, seviyorsunuz. Sonra bir bakıyorsunuz, o indikçe iniyor, battıkça batıyor, gözünüzde düştükçe düşüyor. Düşünüyorsunuz, neden? Onu düşünüyorsunuz bir de, yazık gerçekten.
Büyük yaralar elbet kapanır. Ancak değişim, bir yara değil. Zamana bırakılmıyor. Sadece bizler zamana bırakabiliyoruz yaşananları. Çünkü yaşantılar bizim elimizde değil. Zamanın elinde, Tanrı’nın ve onun elinde. Değişen için olaylar nasıldır bilinmez. Ama o zamana bırakmıyor işlerini. O değişti. Tekrar değişebilir. O, canı nasıl isterse öyle yaşayabilir ve o canı ne zaman gelmek isterse o zaman gelir. Onun yaraları benimki kadar değil. Üstelik onun yaraları geçmeyecek…
Defalarca kalp kıran birini, defalarca affetmişliği vardır hepimizin. Zaaf, buna denir. Sizi sevmediğini bilirsiniz ama; size değer verdiğini sanırsınız. Yanıldınız… Yanıldık hepimiz. Affettik ve tekmeyi yedik. Değiştiğinden beri, asla işitmedim bana değer verdiğini hatırlatan sözler. Çünkü değişti ve umurunda değil. Lanet olası Amerikan dizilerinde değiliz, içine kaçan bir şey de yok. Kendi kendine değişti işte. Ne yazık ki kabullenmesi zor. Her an yanındayken; şimdi en uzakta olduğunu kabullenmek zor.
…Ve bir şey söyleyeyim mi? Olduğum yerden en uzakta olmak vardı şimdi, onun yanında.
Keşke değişmeseydi o. Değişseydi yaşananlar.